Sunday, February 5, 2012

sevgili kış;

tamam iyisin hoşsun ama bu kadar da kendini göstermesen? hayır, seni sevmiyor değilim ama daha çok kar daha çok soğuk isteyen zaten gidip dağa seni buluyor. gitmiyoruz diye bizi ziyarete gelmen arada çok hoş, ama hani çeşmelerin nehirlerin gayeleri akmak, bu kadar sık boğaz etmesen onları?




bu çeşme daha pazartesi salı gürül gürül akıyordu. donuyorum, donuyoruz... eksi bir,eksi iki derece "soğuk" değilmiş meğerse. ilk sene şurada aynı çeşmenin resmini koyup zürih soğuk diye şikayet etmişim , meğersem hiç de soğuk değilmiş o zamanlar şimdi anlıyorum.







oldukça güneşliydi bugün ama ona rağmen hiç faydası olmadı. içerisi de bugün ısınmıyor mesela,çok acayip. yarın akşam eksi 21 olacak diye okudum gerildim bildiğin

Saturday, February 4, 2012

kahve

yok, daha çok yazılmalı insanların böyle gözüne gözüne sokulmalı bazı bilgiler. insanoğlu malum tembelliğe şiddetli bir eğilim gösteriyor, araştırmak falan yalan bi çoğumuz için.

şöyle baştan başlarsam, ben buraya gelmeden önce kahve kültürümde yer alan tek şey uzak durulası french press, eh işte cappuccino, kurtarıcı ama yavan nescafe, sıcak günlerin dostu frappe ve câanım türk kahvesi idi. yazınca farkettim de gene varmış üç beş şey, fakat meğersem aslında neler neler var imiş evde makinasına bi ton para vermeden yapılacak.

yok, bu aletleri tanıtmayacağım, özür dilerim iş yetiştirmem lazım. her iş başlangıcından önceki rutinlerden biri olarak kahvemi almışken aklıma geldi


şu ocak üstü kahve makinaları, makinayla bir alakası yok da türkçesi de yok bildiğim kadarıyla... neyse, bunları sabunla eni konu yıkamayın e mi? öteki evdeyken, 7 kişi olduğumuzdan mütevellit, günde bi kaç defa kullanılıyordu bu alet, dolayısıyla aman bekledi mi kirlendi mi tozlandı mı içindeki küf mü oldu falan gibi bi endişemiz de yoktu, çalkala ve doldur şeklinde bir beraberliğimiz vardı kendisiyle. lakin şimdi bu evde bu zımbırtıdan yoktu, duramam dedim gittim aldım. ama diğerleri kahve içmiyor. ben de ilk taşındığımda restoranın birinde çalışıyordum gün içinde kafi derecede kahve-kafein tüketiyordum zaten, alet pek bi boynu bükük kalmıştı. arada kullandığım zamanlardaysa kullanmadan bi yıkıyordum, ve hep aldığım yere sövdüm sövdüm durdum böğğğğ ne biçim tadın var/ ne beceriksizsin sen öyle/ o kadar duruladım hala bu ne sabun tadı öeh mara falan şeklinde...

ben malımışım.

özetle, sabunlamayın a kuzum bu ocak üstü italyan kahve makinasını, espresso zımbırtısını, bialetti espresso maker ı ,bialetti moka yı , italyan espresso maker ıvs vs ne diyorsanız işte siz bu alete, bu mantıkla biraz farklı özellikte kahve  yapan çeşitleri var. gerçekten sabun tadı geliyor ağza. bir de ilk yaptığınız kahve içilmez, ki zaten hemen hemen her paketin üstünde yazıyor bu, benim ekleyebileceğim ise alete az zaman tanıyın ikinci üçüncü kahvelerin de tadı kötü olabilir. 

bu durulama mevsuzunda, mesela kahveyi koyduğunuz yer yağlı gibi oluyor ya, aromayı iyileştirici deniyor. sürekli kahve markası değiştirdiğim için katılıp katılmamam gerektiğini bilemiyorum. sanki? belki? diyorlarsa bir bildikleri vardır?

kahve demişken... bu isviçreye dair sevdiğim bir şey de, marketler kahve öğütme makinaları var. yanında bir de kavurmak için bişey beklemek ise benim için fazla lüks olabilirdi muhtemelen

başlarken daha çok yazılmalı, insanların gözüne gözüne sokulmalı demiştim ya. ekşisözlükte kahvedelisi nickli kişi bu işi pek şahane yapıyor, eğer kahveyi seviyorsanız takip edin derim ya da en azından türk kahvesi diye içtiğimiz aslında nedir bilmek için... teknoloji yoksunu insanım galiba beceremedim tüm entrylerini gösteren linki kopyalamayı, yaparsınız ama güvenim tam size 



bi de bu italyan usulü cezvede nasıl hazırlanır ki kahve diyenler için de şöyle google önersin:





bu arada, 4 aylık -bence gayet zorlu!- evrak değiş tokuşlarından sonra oturma iznime kavuştum bugün ve karmaşık duygular içindeyim. bu kadar zor mu olmalı? alttarafı o kıymetli okullarından biri tarafından kabul edilmiş bir öğrenciyim, burnum yeterince sürtüyor zaten o ve bu nedenlerle..hayır ben kendi ülkemde ya sev ya terket stratejisini bu kadar şiddetli hissetmedim ki gideceğim burdan diye imzalı kağıdım da var sende. off doluyum, dedim ya karmaşık duygular; kızgınlığın yanında yoğun bir özgürlük hissi de var lakin, artık evrupanın göbeğinde baştan uca 4 saatlik ülke içinde mapus değilim, vay anasını


üyh... allahtan kısa kesecektim

türkçesi bozuk da olsa havanın soğuk olduğunu değiştirmiyor bu..

yanlız isviçrelileri anlamıyorum. gülüm siz zaten her hafta sonu dağda yüzünüze yüzünüze rüzgarı yemeyi seviyorsunuz, bu ne şikayet şimdi soğuk diye? enteresan...


Thursday, February 2, 2012

People Always Talk About the Weather



yine havalardan şikayet etmek olacak ama...

"o kadar soğuk o kadar soğuk ki midem bulandı"

bu cümleyi dedirtti bugün bana hava, daha doğsuru üşümekten kasıldım mı ne oldu ama demek istediğim çok soğuk ya. eksi on ne!?
tamam isviçe alp memleketi de zürih böyle değildi, gerçi muhtemelen işehir böyle değildir, ben biraz gölün eteklerindeydim böylesi donarken.

ama facebooktan gördüğüm kadarıyla şehir de çok farklı değilmiş, gürül gürül akan koca çeşme bi gecede donmuş yine arkadaşın çektiği resime göre